İstanbul, Osmanlı’nın 3. Başkenti…
Her ne kadar tarihi şehirde daha erken buluntulara rastlanmamış ise de; kentin Haliç bölgesinde ve Asya kısmında yapılan kazılarda ele geçen buluntular bölgedeki ilk yerleşimin MÖ 3 Bin yıllarına dayandığını göstermektedir. Byzantion olarak anılan kentin Akropolü bugünkü Topkapı Sarayının bulunduğu alanda yer almaktaydı. Haliç, günümüzde de kullanılmakta olan sakin bir limana sahiptir. Buradan başlayan kuvvetli bir sur şehri çevreleyerek Marmara Denizi’ne ulaşırdı. Byzantion, bir liman ve ticaret şehri olarak Roma Imparatorluğu döneminde de yaşamını sürdürürken, M.S. 191 yılında başlayan ve iki yılı aşan bir kuşatmadan sonra Roma Imparatoru Septimus Severius tarafından fethedilerek yerle bir edilmiştir. Aynı Imparator tarafından sonradan baştan inşa edilen şehir genişletilmiş ve yeniden donatılmıştır.
Devamını Okuyun »
Toplam Okunma : 27 , Bugün : 0
Coğrafya
İstanbul, Avrupa ile Asya kıtaları arasında köprü görevi gören, bunların birbirine en çok yaklaştığı iki uç üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Bu uçlar Avrupa kıtasında Çatalca, Asya kıtasında ise Kocaeli; güneyden Marmara ve Bursa, güneybatıdan Tekirdağ ve kuzeybatıdan Kırklareli ile çevrilidir. Şehrin adını aldığı ve Haliç ile Marmara arasında kalan yarımada üzerinde bulunan asıl İstanbul 253 km², bütünü ise 5712 km² ‘dir. Marmara denizindeki Adalar da İstanbul iline dahildir.
İstanbul çevresinin bitki örtüsü, Akdeniz iklimi bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki türü makidir. Bu bitkiler uzun ve kurak bir yaz mevsimine kendini uydurmuştur. Fakat iklimin özelliği dolayısı ile tepeler çıplak değildir. Yer yer görülen ormanlık alanların en önemlisi kentin 20 km. kuzeyindeki Belgrad Ormanı’dır. İstanbul ilinde büyük akarsu yoktur. En büyük akarsu, aynı zamanda Kocaeli Yarımadası’nın da en büyük suyu olan Riva çayıdır. 71 km. olan Riva Çayı, kaynaklarını Kocaeli ilinden alır ve güneydoğu kuzeybatı yönünde akarak Riva köyü yakınlarında Karadeniz’e dökülür. Boğaza dökülen suların en önemlileri Küçüksu ve Göksu dereleridir. Bunlardan başka Haliç ‘e dökülen Kağıthane ve Alibey Dereleri, Küçükçekmece Gölüne dökülen Sazlıdere, Büyükçekmece Gölüne dökülen Karasu Deresi, Terkos Gölüne dökülen Trança Deresi, İstanbul İlinin belli başlı akarsularıdır. İlde küçük fakat önemli üç göl vardır. Bunların üçü de Avrupa yakasındadır. Denizden ayrılmış olan Terkos Gölünün suyu tatlıdır.
Kentin suyu buradan sağlanır. Marmara Denizi kıyısında bulunan Küçükçekmece (11 km²) ve Büyükçekmece (16 km²) Göllerinin suları denizle temasları olduğu için tuzludur. Yaz ayları genellikle sıcak geçen, kış aylan bölgeyi etkisi altına alan sistemlere bağlı olarak fazla soğuk geçmeyen İstanbul, Akdeniz ikliminin özelliklerini taşıyor görünse de, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nın etkisiyle farklı özellikler taşır. Kış aylarında Karadeniz’den gelen soğuk-kuru hava kütlesi ile Balkanlardan gelen soğuk-yağışlı hava kütlesinin özellikle Akdeniz’den gelen ılık ve yağışlı güneyli hava kütlelerinin etkisi altındadır. Bütün ilde Karadeniz’in soğukça yağışlı (poyrazlı) havasıyla Akdeniz’in ılık (lodoslu) havası birbirini izler. İlde yaz-kış, gece-gündüz arasında büyük ısı farkları görülmez.
Toplam Okunma : 37 , Bugün : 0
Zeytinburnu’nun İlçe Oluşu: 01 Eylül 1957
Nüfusu: 284.814
Yüzölçümü: 12 km²
Seçmen Sayısı:147.597
Mahalle Sayısı: 13
Sokak: 970
Zeytinburnu’na İlk Yerleşim İstanbul?un Türklerin eline geçmesini izleyen yıllarda Kazlıçeşme dolaylarına ?Kudüslü Papazlar? diye adlandırılan insan topluluğu yerleşmeye başladı. İstanbul, Türklerin eline geçince çok eskiden kentte yerleşmiş olan Rumlar arasında anlaşmazlık çıktı. Bu anlaşmazlık sonucu, ?Kudüs?lü Papazlar? bugün ?Zeytinburnu” olarak bilinen deniz kıyısına yerleştiler. Buraya yerleşen papazların İstanbul içine kalanlara göre daha dindar oldukları, İstanbul içinde eski yerlerinde kalan papazların Hıristiyan dininin kurallarını çiğnemelerine göz yumamadıkları için o çağlarda boş olan bu topraklar üzerine yerleştikleri söylentileri günümüze değin ulaşmış bulunuyor. Bir süre sonra, Zeytinburnu ile Kazlıçeşme dolayları Kudüslü Papazların, türlü tarım ürünleri, zeytin ve birçok yemişler yetiştirerek, gönüllerince yaşam sürdürdükleri şirin bir yöre durumuna geldi.
Devamını Okuyun »
Toplam Okunma : 94 , Bugün : 0
Anadolu yakasında, Kocaeli Yarımadası?nın batı kesiminde yer alır, Üsküdar İlçesi, doğuda Ümraniye, güneyde Kadıköy ilçeleri, batı ve kuzeybatıda İstanbul Boğazı, kuzeyde de Beykoz İlçesi?ne komşudur. İlçe bu sınırlar içinde 35 km?lik bir alan kaplar. Batısı denizdir. Kırsal yerleşmesi olmayan Üsküdar İlçesi, 52 mahalleden oluşur.1918 ve 1924?de ayrı vilayet yapılan Üsküdar, 1926?daki yönetsel düzenlemeler sırasında ilçe yapılarak İstanbul Vilayeti?ne bağlandı. M.Ö. 7.Y.Y.?da bir Grek kolonisi olarak kurulan Halkedon?un (Kadıköy) iskelesi ve tersaneleri, bugünkü Üsküdar?ın yerleştiği alanda bulunur ve buraya Hrisopolis (Altın Şehir) denirdi. Yörenin bu adla anılması çeşitli biçimlerde yorumlanmaktadır. Pers işgali sırasında Anadolu Yarımadası?ndaki kavimlerden ve halktan vergi olarak toplanan altınlar buradaki hazinelerde saklandığı için yöreye bu adın yakıştırıldığı söylenmektedir. Bir başka yoruma göre, Agamemnon?un oğlu Krizes kaçarak Anadolu?ya gelmiş ve Üsküdar?da öldüğü için şehir onun adıyla anılmıştır. Kimileri de, günbatımında evleri karşı yakadan yaldızlı gibi göründüğü için Üsküdar?a Altın Şehir adının verildiğini söylemektedir. Üsküdar adıysa, kimi kaynaklara öre Farsça ?ulak? anlamına gelen ?Eskudari?ten türemiştir.1471?de Vezir Rum Mehmed Paşa tarafından yaptırılan ve Paşa?nın adını taşıyan Tabhaneli Cami ve Türbe ile, günümüze ulaşamamış olan medrese ve hamamın yanı sıra başta Kızkulesi, olmak üzere Üsküdar?da birçok tarihi eser bulunmaktadır.
Devamını Okuyun »
Toplam Okunma : 82 , Bugün : 0
Bir zamanlar Ümraniye tamamen ormanlarla kaplı idi. Her yer orman, ağaç ve yeşil idi. Her taraf yemyeşil ağaçlarla cennetten bir parçaydı. Çünkü iklim orman yetişmesine elverişli durumdaydı. Tarihi kaynaklara göre Ümraniye’ ye ilk yerleşenler Frigya’ lılardır. Çam ağacını kutsal kabul eden Frigyalılar küçük ve Büyük Çamlıca’ dan başlayarak Alemdağ ve Kayış Dağı’ na kadar bütün araziyi çam ormanlarıyla donatmışlardı. Sonraki yıllarda Ümraniye’ nin bulunduğu yerler Romalılar ve Bizanslılar’ ın egemenliğine geçmiştir. Harun Reşit, ordularıyla 782 yılında Krizepolis (Üsküdar) önlerine kadar gelmiştir. Bir sene burada kaldıktan sonra 783 yılında Bizans İmparatoriçe’ si ÎREN’ in ordusuna mağlup olmuş, bunun sonucunda her sene Bizanslılar’ a 70.000 altın vermeye zorunlu kalmıştır. İlçemiz, toprakları Bizanslılar’ la Müslüman ordular arasında zaman zaman el değiştirmiştir. Anadolu’ yu Müslüman yapan ve Türkleştiren ilk devlet Danişmentliler Devletidir. Danişment oğulları Bizans topraklarına kadar sızmışlar. Alemdağ’ nın üstünde bir kale yapmışlardır. Danişment Gazi’ nin arkadaşı Sultan Turasan Bizanslar’ a karşı bu kalede çok defa savaşmış ve Anadolu’ dan beklenen yardımı alamayınca burada öldürülmüştür. Selçuklular İznik’ e kadar gelmiş, bu şehir alınmış ve bu şehri ilk başkent yapmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişah olan Orhan Gazi Bölgemizi Osmanlı topraklarına katmıştır. İlçemizin ilk adının “Yalnız Selvi” olduğu söylenmektedir.
17. Yüzyıl başlarında o devrin padişahı 1. Ahmet tarafından Şeyh Aziz Mahmut Hüdai’ ye vakfedilmiştir. Cumhuriyet dönemine kadar Bulgurlu’ ya kadar olan bölge bu vakfın malı olarak Üsküdar’ a bağlı kasaba olarak kalmıştır. Ümraniye’ ye ilk ad olarak Yalnız Selvi demelerinin sebebi birkaç mezar ve birkaç selvi ağacının ve orman arasında birkaç evin bulunmasıdır. Ümraniye’ de ilk yerleşenler Balkan Savaşları’ ndan sonra, önce Batum’ dan ardından da Yugoslavya ve Bulgaristan’ dan göçmenler gelmiştir. Bundan dolayı bir süre de “Muhacir Köy” olarak şöhret bulmuştur. 1960 yılına kadar köy olarak kalan Ümraniye, Organize Sanayi Bölgesi olarak ilan edilmesinden sonra yoğun göçlere maruz kalmıştır. Belediye ilk defa 1963 yılında kurulmuştur. İstanbul’ un en hızlı kentleşen ve nüfusu hızla artan; köy ve yöre geleneklerinin de aynen muhafaza edildiği ilginç bir kentleşme örneğidir Ümraniye…. 1980 ihtilali ile Ümraniye Belediyesi fes edilerek Üsküdar’ a bağlı şube müdürlüğüne dönüştürüldü. 1987 yılında ilçe olan Ümraniye’ de ilk yerel seçim 1989 yılında yapıldı. Bugün ilçemiz 14 mahalle ve 650.000 (Belediye Nüfusu 450.000) Nüfusuyla Anadolu şehirlerinin pek çoğundan büyük bir yerleşim alanıdır. Halen 6 belde ve 4 köyü mevcuttur. 22 bin hektarlık bir yerleşim alanına sahiptir. Ümraniye, ekonomik çeşitlilik açısından zengin bir yöredir. Küçük imalat sanayisinden konfeksiyona, yedek parça ve ağaç ürünleri üretimine kadar çeşitlilik göstermektedir.
ÜMRANİYENİN ANLAMI; Ümran sözcüğü Arapça’ dır. Topluluklarda mutluluk, saadet, refah anlamına gelir. Esas anlamı kalkınmış, gelişmiş, bayındırlaşmış, yaşayış koşullarının uygunlaştırılması için üzerinde çalışılmış olan yer. Bazı kaynaklarda ise; Ümran (Ar) 1- Bayındırlık, bayındır olma, bir yerin tamamiyle meskün ve yeterince işlenmiş olması, 2- Medeniyet, terakki, refah. Umran= Ümrandır.
Toplam Okunma : 74 , Bugün : 0
Tuzla (Yayla-Postane-İstasyon-Cami), İstanbul Metropolünün yapı ve doğal güzelliğini koruyabilen sahil yerleşimlerinden biri olarak İstanbul İlimizin doğu sınırında yer almaktadır. Tarihin ilk çağlarından beri bir yerleşim yeri olan Tuzla’nın J.Pargorire (1872-1907) Dymotionlu Stophanes’in eserindeki İzmit Körfezi ile ilgili metninde Akritas Burnu adı ile bilindiği ve buranın bir Rum Balıkçı Köyü olduğu, bir zamanlar İzmit ve İstanbul arasında gidip gelen korsanlara üst olduğu, bu devirlerde Aydost’taki Bizans Beyi tarafından etrafı kale ile çevrildiği ve Abdurrahman Gazi zamanında Türklerin eline geçtiği bilinmektedir. Burası gemilerin kalafat yeri ve limanı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarına kadar burada Rumlar ve Türkler içiçe yaşamışlardır. Tuzla, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında Üsküdar’a bağlı bir belde iken 1908 yılında Türkiye’nin ilk köy beldesi olmuştur. Lozan Antlaşması ile Selanik’ten gelen Türklerin Tuzla’ya yerleşmesi ile Rumların çoğunluğu Yunanistan’a gitmişlerdir. 1936 yılında müstakil belediye olan Tuzla 1951 yılında Kartal İlçesine bağlanmış, 1987 yılında Pendik İlçesinin kurulması nedeniyle Pendik İlçesine bağlanmıştır. Tuzla, 03 Haziran 1992 gün ve 21247 Sayılı Mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulunun 27 Mayıs 1992 gün ve 3806 Sayılı Kararı ile Pendik İlçesinden ayrılarak Tuzla adı altında müstakil bir ilçe olmuştur. Tuzla’nın cadde ve sokaklarında, evlerin bahçelerinde çok sayıda Bizans devrinden kalma mimari elemanlara rastlanmaktadır. 1972 yılında yapılan ilk tarihi kazıda Bizans Devri Kilisesi ortaya çıkarılmış, ikinci kazıda ise Ekrembey Adası’nda yapılmış olan Saint Andre Manastırı ortaya çıkarılmıştır. İncir Adası’nda Hagios Gikara Manastırı, Tuz Burnunun kuzeyinde yarımadada Hagios Geogios Manastırı bulunmaktadır. Tuzla’da yedi kilise ve Padişah 1.Ahmet zamanında yapılan bir camii tarihi eser olarak bulunmaktadır. Orhanlı köyümüz 600 yıl kadar önce kurulmuş ve Aydınlı Mahallesinin de aynı yıllarda kurulduğu bilinmektedir.
Devamını Okuyun »
Toplam Okunma : 56 , Bugün : 0