MEDYA?DA ÇOCUK İMGESİ BODRUM BİLDİRGESİ 2008

Televizyon alışkanlıklar oluşturur:
Bağlanma, bunların başında gelen en tehlikeli alışkanlıktır.

Bu yıl İkincisi düzenlenen 2.Bodrum Çocuk Filmleri Festivali kapsamında düzenlenen ?Medyada Çocuk İmgesi? Panelinin Bodrum Bildirgesi, ailelerimiz, çocuklarımız ve eğitmenlerimiz için değerli bir rehber olacak:

Bodrum Belediyesi?nin, Bodrum Marmara Koleji, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Türkiye İletişim Araştırmaları Merkezi işbirliğiyle 12-15 Şubat tarihlerinde Bodrum’da gerçekleştirdiği 2. Uluslararası Bodrum Çocuk Filmleri Festivali, filmler, panel, çalıştay, atölyeler, sergi ve farklı etkinliklerle çocuklara ve anne-babalara, eğitimcilere yepyeni alternatifler sundu.


Geçen yılki Panel?de ailelerden çocuklarına ?medya perhizi? uygulamalarını öneren Bodrum Çocuk Filmleri Festivali, 2008′teki programıyla yine önemli noktaları gündeme taşıdı ve anne babalara eğitimcilere çağrıda bulundu.

Etkinliğin bu yılki teması Medyada Çocuk İmgesi olarak belirlenmiş, toplumda, ailede ve medyada çocuğun ele alınışını; çocuğa yönelik istismarın önüne geçilmesine yönelik yeni stratejiler geliştirilmesi hedeflenmişti. Bu amaçla, çocuğun özellikle medya karşısında maruz kaldığı olumsuz olguları araştırıp, uzmanları bir araya getirerek, bilimsel gelişmeler çerçevesinde, ulusal bazda yeni düzenlemeler geliştirebilmeyi amaçlamakta idi.

Festivalin en önemli ve beklenen etkinliği olan panel, 15 Şubat Tarihinde Bodrum Belediyesi Nurol Kültür Merkezi?nde gerçekleşti. Prof. Dr. Bengi Semerci’nin moderatörlüğünde gerçekleşen panelde Medyada Çocuk İmgesi tartışıldı. Sevilay Koray (TRT), TRT?nin gerçekleştirdiği çalıştay hakkında bilgi verdi. Gloria DeGaetano (PCI), Nurullah Öztürk (RTÜK), karikatürist ve oyun yazarı Behiç Ak ve Nilüfer Pembecioğlu (İ.Ü) ise Medyanın çocukları nasıl etkilediği ve temsil ettiği konularını derinlemesine tartıştılar.
Geçen yıl olduğu gibi, festivalin en önemli etkinliklerinden biri olan panel, Medyadaki Çocuk İmgesi konusunda, gündelik ?öğüt?ler sundu ?

?MEDYADA ÇOCUK İMGESİ?

Çocuk ve İletişim konusu, uzun zamandır ulusal ve uluslararası etkinliklerin temel konularından biri. Türkiye?nin genç nüfusunun yanı sıra, medya ve değişen iletişim biçimleri, gençlerin olası tehlikelerden korunmasını gerekli kılıyor. Amacımız, çocuklarımızın iyi eğitimli, güncel, yaratıcı, kendileri olabilen, kendine güvenen ve üreten bireyler olarak yaşama katılabilmeleri ise, aile ve toplum olarak bizlere düşen bazı görevler var.
Medya, günümüzde yalınzca çocukları değil, yetişkinleri de etkisi altına almış durumda. Gitgide karmaşık ve sorunlu hale gelen medyanın, uygun biçimde kullanıldığını söylemek ise oldukça zor. Panel katılımcılarından Behiç Ak, bu konuda oldukça önemli şeyler kattı dinleyenlere ve medyanın artık, heryeri kapladığını, çevremizin tümüyle medya ile çevrili olduğunu dile getirdi. Çocukların medyadan olumsuz etkilenimlerini ancak ve ancak duyarlı bir toplum yapısı ile çözülebileceğinin altını çizdi. Biz yetişkinlerin medyaya olumlu birşeyler katmadan, çocukların medyadan olumlu olarak etkilenmelerinin olanaksızlığına da dikkati çeken Behiç Ak, çok dilli, çok kültürlü bir ortamda, çocukların yaratıcılıklarını geliştirecek etkinliklere yönelinmesinin gerekliliğini de vurguladı; özellikle Türk aile tipinin çocuk eğitimindeki kaçınılmaz özelliği olan öğüt vermenin sakıncalarını sıraladı.

?Medya Çağında İyi Anne Baba Olmak? kitabının yazarı Gloria De Gaetano ise, çocuğun televizyon karşısında oldukça zayıf ve çaresiz kaldığına dikkati çekerek, çocukluğun beyin gelişimi açısından son derece önemli bir süreç olduğunu, bu dönemde çocuklara verilecek iletilerin kalıcı etkileri olduğunu dile getirdi. Çocuklukta Hareket ve Duygusal Bütünleşme gereksinimlerine dikkati çeken De Gaetano, televizyon karşısındaki beynin hareketlerinin yavaşladığına, içinde bulundukları algı kaosu nedeniyle etkin düşünme becerilerinde ve zihinsel katılımda azalma, çevreye odaklanmış gözlerle bakmaya neden olduğuna dikkati çekti.

RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanı Nurullah Öztürk ise, medya karşısında çocuk haklarının ulusal ve uluslararası pek çok sözleşme ve kanunla korunduğunu, buna karşın medya etiğine aykırı pek çok yayınla karşılaşılabildiğini dile getirdi.
Televizyon yayınlarının izlendiğini ve değerlendirildiğini, gerektiğinde kurallara uymayanlara ağır cezalar da verildiğini aktaran Öztürk, 16-17 yaşlar arasındaki çocukların ve gençlerin okul dışındaki birinci etkinliğinin televizyon izlemek olduğuna dikkati çekti. Çocukların, yılda yaklaşık olarak 900 saati okulda, 1500 saati ise TV karşısında geçirmekte olduğuna dikkati çeken Öztürk, bu durumda, ilköğretim çağını tamamlamış bir çocuğun yaklaşık olarak 100.000 kadar şiddet sahnesi ile 8.000 ölüm-öldürme sahnesi izlemiş olduğunu vurguladı. Daha da önemlisi ülkemizde yaklaşık 5 çocuktan birinin odasında TV bulunmakta ya da çocukların TV?nin bulunduğu odada yatmakta olduğuna dikkat çekerek, çocukların yalnızca çocuk programları izlemediklerini de dile getirdi. Yoğun biçimde televizyon izlemenin daha fazla düşmanlık duyguları beslemeye, daha korkulu ve güvensiz olmaya yol açtığını dile getiren Öztürk, bu yoğun izlemelerin sonucunda, izleyicilerin başkalarının çektiği acı ve eziyete karşı duyarsızlaşmakta olduğunu, gittikçe şiddeti daha arzular hale gelmekte olduğunu, yüksek düzeyde kaygı ve uyku bozuklukları yaşayabildiklerine dikkati çekti. Ülkemizde çocukların 2,5 yaşından başlayarak düzenli televizyon izleme alışkanlıkları edindiğini belirten Nurullah Öztürk, bu alışkanlıkların yaşam boyu kalıcılığını da vurguladı. Genel izleyici kitlesinin genelde medyadan şikayetçi olduğunu, RTÜK?e 2006 Yılında 11.000?in üstünde şikayet gelmesine karşın, 2007 yılında bunun neredeyse 27.000?e yaklaştığını belirtti.

En çok şikayet edilen konuların başında Dramatik dizilerin ve yarışmaların bulunduğuna dikkati çeken Öztürk, reklamların ve hatta çizgi filmlerin bile şikayet konusu olduğunu dile getirdi. Özellikle çocuklara yönelik olmayan ürünlerin reklamlarında çocukların kullanıldığına dikkati çeken Öztürk, medyadaki çocuk imgesinin nasıl farklı boyutlarda karşımıza çıktığını da özetlemiş oldu.
Panelin konuklarından İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Pembecioğlu, değişen medya kavramı ile, hız, seçimler, değerler, popüler kültür ve küreselleşme yolunda önemli değişimler olduğunu, değişen iletişim kavramının bireyleri gitgide yalnızlaşmaya ve yabancılaşmaya ittiğini vurguladı. Bunun sonucunda, yüzeysel, eksik ilgi, hatta otomatik bir etkileşim türünün ortaya çıktığını, en çok ta çocukların bundan etkilendiğine dikkati çeken Pembecioğlu, sağlıklı bir iletişim için, ortam, duygu ve katılımın gerekli olduğunu söyledi. Bunun için çocuklarla anne-babaların olabildiğince birlikte zaman geçirmeleri ve ortak etkinlikler yapmaları, birbirlerini tanımaları gerektiğine işaret eden Pembecioğlu, kitle iletişimin bireylerin tüm zamanını aldığını, günlük zamanımızın iletişim değerlerinin değiştiğini belirtti. ?Bu demektir ki, kendimizi ifade edecek ortamlar, olanaklar aslında çok sınırlı ve giderek hep, başkalarını düşünerek, dinleyerek onlara özenerek ve onlara dönüşerek yaşıyoruz. Kendimizi dinleyecek ve ifade edecek paylaşım ortamları oluşturmazsak iletişimsiz, etkileşimsiz bireylerle çevreleneceğiz?.

Çocukların gerçek dünyada karşılaşabilecekleri tehlikelerin, anne-babaları oldukça düşündürmekte olduğunu, bu yüzden, çocukların, gözlerinin önünde, dizlerinin dibinde olmasının, onları bir anlamda mutlu ettiğini vurgulayan Nilüfer Pembecioğlu, bu yüzden, çocuğun odasına televizyon ve bilgisayarın rahatça girebildiğini, çocuğu gerçek dünyanın tehlikelerinden korumaya çalışan anne-babaların, farkında olmadan çocuklarını medyaya teslim edebildiğini vurguladı. Çocuğun, doğduğu andan başlayarak aslında çok geniş bir düşünsel ve duygusal kapasiteye sahip olduğunu, ancak yoğun ve gereksiz izleme saatleri sonucunda, bunu yitirerek, aslında sahip olduğu algı, algılama, yorumlama, anımsama, alımlama ve eklemleme zenginliğinden mahrum kaldığını ifade eden Pembecioğlu, yaşam deneyimlerinin beynimizi değiştirdiğini de önemle vurguladı ve sonuçta, çocukluk süreci içinde, çocuğa verilen herşeyin çocuğa normal göründüğünü, çocuğun doğru-yanlış, iyi-kötü arasındaki farkı göremediğini, çocukların iletişime hazır bir biçimde dünyaya gelerek, gördükleri herşeyi, herkesi taklit ettiklerini de dile getirdi. Pembecioğlu?na göre, televizyon izleme, izleme sıklığına, süresine, izlenen programlara, içeriğine, işlevine bağalı olarak çocuklardan bazıları üzerinde gerçekten çok olumsuz etkiler oluşturabilir.
Ancak, tüm sorunların yalnızca medyadan kaynaklandığını düşünmek çok yanlış olacaktır. Anne-baba ve eğitimciler olarak bize düşenler de var, bir de denetim sorunu var. Kanunlar, düzenlemeler yolu ile denetimler ve medyanın öz denetimi söz konusu olduğu gibi, anne-baba?nın, ailenin denetimi de söz konusu. Bilinçli çocuklar yetiştirme yolunda eğitimcilerin denetimi ve medya okuryazarlığı kazanımları yolu ile çocuğun iç denetimi de söz konusu. Medya, herkes, herşey demek.
Sizler de birer medyasınız çocuğunuz için. Çocuklarınız sizleri izliyor, örnek alıyor, kopyalıyor.
Unutulmaması gereken şudur: sizler olumlu örnekler olduğunuz sürece, çocuğunuzun medyadan olumsuz olarak etkilenmesi söz konusu olmayacaktır.

İşte göz önünde bulundurulması gereken birkaç nokta:

?Televizyon alışkanlıklar oluşturur: Bağlanma, bunların başında gelen en tehlikeli alışkanlıktır
?Çocuk, kiminle uzun bir zaman dilimi geçirirse, onun alışkanlıkları ve bakış açısı ile biçimlenir.
?Televizyon, çocuklara bir ilişki biçimi sunar ve çocuk bunları sorgusuz bir biçimde kabullenir.
?Televizyon ? Bilgisayar, birlikte zaman geçirme süresi, gönderdiği iletileri, renkli ve hareketli uyaranları ile diğer kaynaklardan (kimi zaman anne babadan) daha belirleyici bir rol üstlenebilir
?Bebeklikten başlayarak ilişki motifleri oluşturur ve sonra, yaşam boyu bunları kullanırız. Bunların oluşması çok kolay, kaybolması çok zordur.
?İmgeler, belleğin yokedilemez bir parçası haline gelir ve deneyim, belleğe işlenerek, kişiliğe dönüşür.
?Çocuklar kendilerini ifade etme noktasında kimi zaman dilsizdir. Duydukları, gördükleri, hissettikleri herşeyi birbir anlatmaları olanaksız olabilir. Kaygılarını, korkularını, paylaşmak konusunda çekinceleri vardır.
?Çocuklar, iletişimsel bağlamı, eylemleri, duyguları, renkleri, kokuları, birbiri ile bağlantılı bir biçimde anımsarlar.

Ali Fikret Er

Toplam Okunma : 27 , Bugün : 0

  • Toplamda 27 Kez Okunmuş
  • Şuanda 1 Kişi Okuyor
  • Aynı Anda 1 Kişi Okumuş
  • Bugün 0 Defa Okunmuş


Trackback | Yorumları Takip Et

Yorum Yazın


eXTReMe Tracker

Etiketler


Copyright © 2008 Turizmrehber.org. || Wordpress || Tasarım:Sırrı ÖZDEN || Sponsor
iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması

Yeni server